5 Eylül 2011 Pazartesi

MÜZİK VE TOPLUMSAL HAYAT


MÜZİK VE TOPLUMSAL HAYAT

Dünyada ilham verici bir örnek oluşturan, adını Venezüella bağımsızlık savaşçısından alan Simon Bolivar Senfoni Orkestrasını, El Sistema’da yetişmiş genç ve yetenekli şef Gustavo Dudamel yönetiminde 8 Ağustos günü Haliç Kongre Merkezinde hayranlıkla izleme imkanı buldum. 

Venezüella’da başarılı bir ekonomist ve aynı zamanda iyi bir müzik eğitimi görmüş, piyanist ve besteci Jose Antonio Abreu’nun başlattığı ve kendisinin deyimiyle “yoksulluk ve suçla mücadele eden sosyal bir sistem” olan El Sistema şu an dünyada Klasik Müzik adına gerçekleştirilen en önemli proje olarak kabul edilmektedir. 

 Bugün, müzik ve çocuğa ilişkin hayranlık uyandıran bu sosyal sistemin 350.000 gence hayat verdiğini öğrenince ülkemiz de müzik yolu ile El Sistema benzeri bir sosyal sistemin hayata geçirilmesinin gerekli ve anlamlı bir hizmet olacağını düşündüm.
 Ancak müzik yolu ile toplumsal hayatı yönlendirmenin ve geliştirmenin, teorik anlamda nasıl olması lazım geldiğini incelemenin de, istikbalde olmasını temenni ettiğimiz bu projeye katkı sunacağını özellikle ifade etmek isterim.
Bu nedenle; müziğin sanat, bilim, felsefe, kültür ve sosyal hayat ile olan ilişkilerini analiz etmenin gerekliliğine ve bir ideal olarak düşündüğümüz bu sosyal sisteme katkı sağlayacağına inandığımı özellikle belirtmeliyim. Çünkü teorisi sağlam temellere oturtulmayan bir projenin uzun vadeli olmayacağına inanıyorum.

Sanatın gelişmesinde tarihsel-toplumsal koşulların, önemli bir etkisi olmasına rağmen yeterli olmadığı bilinmektedir. Bir üst yapı ürünü olan sanatsal düşünce, duygu ve aklın ortak ürünüdür. Özgür düşünce, bilimsel tutum, sanatsal bir eser yaratmanın temel koşullarıdır. Bu nedenle özgürlükçü demokrasilerin egemen olduğu toplumlarda sanatın daha hızlı gelişip yaygınlaştığı ve toplumların günlük yaşamına daha kolay girdiği görülmektedir.
 Diğer taraftan, günümüzde herhangi bir toplumsal olgunun başka bir topluma aktarılmasını engellemek, hemen hemen olanaksızdır. Bu nedenle dünyanın herhangi bir köşesindeki sanatsal üretim çeşitli dönüşümlere uğrasa da, hızla dünyanın diğer bölgelerine yayılabilmektedir.

 Bu hızlı iletişim toplumların birbiriyle ilişkilerinde sanat yoluyla kültürel egemenlik kurarak, çağımızın önemli sömürü alanlarından biri haline gelmiştir. Sanatın toplumsal değişim gücünü fark edemeyen az gelişmiş ülkeler, güçlü toplumların ürettiği kültürel bilgi ve ürünleri sorgulamadan tüketir hale gelmişlerdir. Bu durum dolaylı bir sömürülme olgusu yaratmıştır. Kültürel emperyalizm olarak da adlandırılan, kültür yoluyla diğer toplumları egemenlik altına alma, aslında modern savaş yöntemlerinden biri olmuştur. Bu yönteme karşı direnebilmek için güçlü kültürel, sanatsal ve bilimsel bilinç gerekmektedir.

 Müzik bilim teorisyenlerine göre; bir toplumsal yapının sanatsal ürünlerine bakarak o toplumun içinde bulunduğu toplumsal problemleri ya da toplumsal gelişmişliği görmek mümkündür. Kuşkusuz toplumsal problemleri analiz ederek söz konusu toplumun sanatsal potansiyelini tespit etmek de imkan dahilindedir.

 Sanatın temel öğelerinden biri olan müziğin, tarihsel derinliği, felsefi temelleri ve insanı algılayışındaki psikolojik kavramları ve ayrıca estetik yargıları ile toplumsal problemlerin çözümüne katkı sağladığına inanılmaktadır.

 Müzik felsefesi; müzik alanında düşünmeye katkı sağlar. Böylece, düşünce ve beğeni ortaya çıkarak müzik estetiğinin oluşmasını mümkün kılar. Müzik estetiği, güzellik yargısına katkıda bulunarak, beğenilerimizin şekillenmesini kolaylaştırır. Bu nedenle müzik estetiği varolan eserlerin içerik ve yapısına yönelik güzeli arama çabası olarak ifade edilebilir.
 Diğer bir ifade ile insanlar müzikle düşünüp onunla kendilerini tanıma ve anlama imkanı bulurlar. Bir ruh ve enerji kaynağı olan müzik onun için gönüllere hitap eder.

 Günlük yaşantının her kesiminde, millî, mânevî, ailevî ve sosyo-kültürel bütün faaliyetlere renk ve canlılık getiren yegane güç kaynağı olan müzik, bireyin müzikle daha bilinçli, daha bilgili ve daha güçlü bir etkileşim içine girmesine imkan verir, “müzikle uyuma”, “müzikle oynama”, “müzikle yürüme”, “müzikle dinlenme”, “müzikle eğlenme”, “müzikle öğrenme”, “müzikle çalışma”, “müzikle kendini aşma” gibi kapsamlı ve çok yönlü davranış biçimlerinin gelişmesine neden olur.

 Türk bilgini Mevlana “müziksiz hayat hiçe benzer, müzik kalbin ve ruhun gıdasıdır o gıdadan kimse mahrum kalmasın” demiştir. Mevlana’nın da dediği gibi müziğin hayatımızdaki yeri küçümsenemez. Müzik hayata bakış ufkumuzu geliştirir, bizlere üstün yetenek kazandırır. Bu nedenle müziğin toplumsal hayatımızdaki önemi tartışılamaz.

 Platon ve Aristo felsefesini, İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışan yeniplatoncu (Neoplatonist) olarak da isimlendirilen Farabi, müzik üzerine (Kitab’ül-Musika) başlıklı bir kitap yazmıştır. (Bilindiği üzere kendisi müzik sanatı ve bilimi üzerine büyük bir uzmandı. Müzik notaları üzerine katkıda bulunduğu söylenir.)

        
 Konfüçyüs’e göre; müzik gök ile toprak arasındaki bir ahenktir. Müzik gökten gelir, antropolojik olarak insanlarla bağlantı kurar.

 Ahenkle oluşturulan müzik iyi ruhları yönetir, insanlara müsbet yönde tesir eder ve iyi bir ortam yaratır. Müziğin etkisi yalnızca bireylerle sınırlı kalmaz bütün toplumu ve tüm ülkeyi kapsar.

Pyhtagoras’a göre; matematiğin temeli olan sayılarda armoni özelliği ve bağlantıları bulunur. Evrende de armonik bir ahenk vardır.

      
 Müzikteki ahengin etkileri sayılara yansır. Müzik iyi kullanılırsa sağlığa da iyi gelir, ruhun temizlenmesi için araçtır. 
 Konfüçyüs ve Pyhtagoras’da göre müzikteki seslerin hareketi ile insan ruhunun hareketlerinde gizemli bir benzerlik vardır. Bu nedenle müzik ve ruh hareketleri tutkulara, sevinçlere, hüzünlere, sebep olur.

Bilindiği gibi müzik aslında tonların uygun tarzda takdimidir. Ton ise, içten gelen duyguların bir sıra dahilinde konuşlanmasıdır.
 Müzik sanatı, modern toplumlarda yerel değerleri aşarak, evrensel boyutlarda insanlığın ortak-kültür değerlerini oluşturur. Uygar toplumlar, kültürel ortamlarında sanatı, evrensel boyutları ile kabul etmişlerdir. Bu nedenle sanat adına kalıcı ürünler vererek uygarlığa katkıda bulunmuşlardır.
 Ancak sanatın kültürel kimliğe katkısını anlamlı kılabilmek için, yerel müzik alışkanlıklarını verimli bir duyarlılığa dönüştürmek mecburiyetindeyiz.

 Müziğin sanatsal boyutunu özetledikten sonra şimdi de müziğin bilimsel boyutuna temas etmekte yarar görüyorum. Müzikolojiyi müziği mantıksal yöntemlerle araştıran bir bilgi alanı olarak ifade etmek mümkündür.Daha açık bir ifade ile müzikoloji; müzik sanatını fiziksel, psikolojik, estetik ve kültürel olarak araştırmayı hedefleyen bir bilim alanıdır.Bu nedenle,  müzik bilimleri, müzik alanında düşünmeye katkı sağlar. Dolayısıyla müziğin, yaratma sürecine zemin hazırlar. Bu yönü ile; düşünce ve beğeniyi ortaya çıkaracak müziğin estetik değerlerini yapılandırır. Müzikte estetik, ezginin sadece müzikal değerlerini değil; bu değerlerin insana ulaşmasındaki süreçleri ve insana ulaştığında onda oluşan duyguları ve yargıları da değerlendirir.

 Müzik ile bilimsel süreçler arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacıların bir bölümü müziği üreten ile dinleyen arasındaki korelasyonu inceler. İfade edildiği gibi, müzikte icra edenle dinleyen vardır. Dinleyici için, müziğin ne anlama geldiğini çözümlemek fevkalade zordur. Yeterince bilinçli olmayan bir dinleyici için müziğin taşıdığı anlam, bazen bir moda, bazen sözlerin o anki duygularına seslenişidir. Müziğin içeriği, biçimi ve yüklenilen anlamları doğru ve kapsamlı sorgulayabilmek için kuşkusuz temel müzik bilgisine sahip olmak gerekmektedir.

 Netice olarak müzik hem sanattır, hem bilim. Dolayısıyla hem duygusal olarak algılanabilmeli, hem de akıl ile kavranabilmelidir. Müzik dinlemekten hoşlanan ancak müziğin dilinden yeterince anlamayan bir müzikseverin, müzik yolu ile eğitilmesi fevkalade önemlidir.

 Müziğin sanat ve bilim ile ilişkilerini ortaya koyduktan sonra bu makalenin esas konusunu teşkil eden müziğin sosyal boyutunu ve sosyal hayata yaptığı katkıları ifade edebiliriz. Müziğin insan davranışlarını yönlendirme ve yönetme gücü kitlelerde ortak bilinç oluşturmayı sağlar. Müziğin duygusal etkisiyle birçok yeni davranış biçimleri oluşturulabilir. Müzik eseriyle toplum arasındaki etkileşim siyasetten eğitime, etnik yapıdan ulusal yapıya kadar uzanabilmektedir.

 Nitekim toplumların içinde bulunduğu kritik dönemler sanatta buluşmayı yoğunlaştırmıştır. Böyle dönemlerde sanat, toplumsal bir anlatım biçimine dönüşür. Örneğin özel dönemlerde belli müziklerin marş gibi seslendirilmesi veya belli melodilerin belli anlamları simgelemesi sanatın anlatım zenginliğinden kaynaklanmaktadır.
 Diğer taraftan toplumun sınıfsal, ekonomik, siyasal çelişkileri ve çatışmaları müziğe doğrudan yansır. Bu yansımalar, sosyolojik araştırmaların alanına girdiği gibi ülkelerin kültür politikaları ile de yakinen ilgili olmak durumundadır.

 Tüm sanatlarda olduğu gibi, müzik sanatında da beğeni düzeyleri toplumun her kesiminde farklı özellikler gösterir. Müziğin toplumsal tüketim değerleri, gündelik hayatta beğenilen eserlerin hızla yayılmasına ve kitleselleşmesine imkan verir. Sanatta popülerleşme, çoğunlukla bozulma olgusu olarak algılanır. Bu olgu ne yazık ki kaçınılmazdır. Ancak her şeye rağmen bilinçli sanat tüketicisi her zaman vardır ve var olmaya devam edecektir.


Popüler müziğin sanat ve estetik değerleri ile ilgili olarak giderek artmaktadır.

Ancak popüler müzik geniş halk kitlelerini kavraması, onların duygu ve düşünce dünyalarına hitap etmeleri açısından her dönemde sevilen, aranan, arzu edilen bir müzik türü olmuştur. Bilindiği gibi Mozart’ın babası da oğlunun genç yaşlarından itibaren popüler müziğe yönelmesini istemiştir.

         
 Nitekim 18 yüzyılda entelektüel çevreler güzel sanatlar ile popüler sanatlar arasında ayırım kabul etmezler. Buna mukabil 19 yüzyıldan itibaren bu sanat türleri arasında farklılıklar kendini göstermeye başlamış, günümüzde daha keskin ayrımlar oluşmuştur.Örneğin kırsal kesimden kente yönelen göç olgusu, türkülerin sosyo-politik değişim ve tüketim değerlerini ve ayrıca türkülerin varoşlarda kitle üzerinde yarattığı etkileri görmek ancak ciddi bir incelemeyle mümkündür..

 Müziğin kültür içinde incelenme ve araştırılması yeni değildir. Müziğin bilimsel yöntemle incelenmesi on dokuzuncu yüzyılla birlikte olmuştur. Müziğin bu dönemlerde incelenmeye başlanmasının nedenlerinin başında ulusçuluk akımları gelir. Bilindiği gibi ulusçuluk akımları Avrupa da, ülkelerin kendi değerlerini bulmak için tarihe yönelmeleri ile başlamıştır.

 Müzik; dönemlere, kültürlere, inanışlara ve yaşam biçimlerine göre farklılıklar gösterir. Ancak bütün bu farklılıklara rağmen yeryüzündeki bütün insanlar doğal olarak ses dilinde birleşirler. Çünkü müzik ancak seslerle anlatılabilecek duyguları ve temaları içerir. Müziksel düşünce ise, doğanın sunduğu malzemeye insan aklının ve anlatım gücünün eklenmesiyle gelişir.

 Ülkemizde özellikle 1970’lerden sonra yaşanan hızlı toplumsal değişimler, küreselleşmenin ortaya koyduğu üretim tüketim ilişkileri, kültürel yapıda ciddi olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte hızlı bir değişim olmuş, köyden kente göç yoluyla oluşan toplumsal katmanlardaki sağlıksız değişimler çeşitli toplumsal çarpıklıkları getirmiştir. Köy-kent kültürü arasında bir varoş kültürü oluşmuş, popüler yapılanmaların çarpık yansımaları özellikle bu kesimlerde etkili olmuştur.

 Müziği araştırmak; toplumu incelemek, kültürü kavramsallaştırmak, müzik üzerine söylem kurmak demektir. Müzik üzerine söylem; sanatçı, müzisyen, ve/veya müzik sanatçısı kavramlarını içerirken aynı zamanda da müzikal kimliği irdelemek anlamını da taşır.Müzik ve sosyal hayat ilişkisini bir ölçüde sizlere ifade etmeye çalıştım. Kuşkusuz bu çalışmamda müzikologların eserlerinden yararlandım. Hepsine şükranlarımı ifade etmek isterim.

 Ümit ve temenni ederim ki, sosyal bir sistem olan El Sistema benzeri bir yapılanma ile ülkemizdeki bir çok evladımızı hayatın içine katarak yararlı insanlar haline getirebiliriz.Bu çalışmanın, realize edilmesinden onur duyacağımız söz konusu sosyal bir projeye katkı sağlaması en halisane temennimdir.





                                                                                                                   Aytaç YALMAN
ULUSLARARASI GÜMÜŞLÜK KLASİK MÜZİK FESTİVALİNİN ATILIM YILI


Altıncı yılında icra edeceğimiz Gümüşlük Klasik Müzik Festivali bu sene 12 Temmuz 2009 günü, Bodrum Kalesi'nde, devlet sanatçısı Sn. Gülsin Onay'ın açılış konseri ile başlayacaktır.

Altı sene önce mütevazi yaşam şartlarına rağmen, kültür ve sanat hayatımıza katkı sağlamak amacıyla, gönlü sanat aşkıyla dolu insanların başlattığı bu etkinlik, 2004 yılında ülkemizin yetiştirdiği önemli piyano sanatçılarından Hüseyin Sarmet, İdil Biret, Gülsin Onay ve Hande Dalgılıç'ın etkinliğe katılmasıyla başlamıştır.

Sayın Gülsin Onay'ın sanat danışmanlığı yaptığı bu festivalin sanat yönetmenliğini Sn. Eren Leventoğlu yapmaktadır. (Eren Leventoğlu Tiyatro Sanatçısı, Ahmet Leventoğlu'nun kızıdır.)

Festivalin nihai kuruluş amacı; Gümüşlükte bir müzik akademisi açmaktır. Parlak ve düzeyli hizmet yılları bu amaca ulaşılacağını göstermektedir. Nitekim 2005 yılında bendenizinse telkin ve tavsiyeleri ile Gümüşlük Kültür ve Sanat Derneği kurulmuş, bilahare 2006 yılında festivale marterclass programları eklenerek Eklisia yaz okulu açılmıştır.

Altı yıl içinde ciddi bir gelişim gösteren festival 2006 yılında 12 öğrencisi ile marterclass programlarına başlamıştır. Bu öğrenci miktarı 2007 yılında 40, 2008 yılında 55 öğrenciye ulaşmıştır. Bu sene de 775 öğrencinin okula katılması beklenmektedir. Bu programlara Türkiye dışından Amerika, Hollanda, İngiltere ve Almanya'dan öğrenci ve öğretmenler katılmaktadır.

Kuşkusuz bu başarıda devlet sanatçımız Sayın Gülsin Onay ile Sayın Eren Leventoğlu'nun insanüstü gayret ve fedakârlıklarını ifade etmek mecburiyetindeyim.

Özellikle mütevazi kişiliği ile köylere kadar gidip müziği tabana yaymaya çalışan Sayın Onay ile Bodrum da ücretsiz piyano dersleri verecek kadar müzik aşığı Sayın Leventoğlu'ndan bahsetmeden geçmek ciddi bir haksızlık olacaktır.

Daha öncede ifade ettiğim gibi; bu müzik hareketinin konsepti farklı fikirlerin ortak bir sentez ile mümkün olmuştur.Çünkü başladığı günden bu yana caz’dan rock klasik’e kadar her türlü müziğe ev sahipliği yapmıştır.


Kendine özel tarihi dokusu içinde ilk çağdan itibaren kültür ve sanatın geliştiği Ege Bölgesi’nde Myndos Antik Kenti kalıntıları üzerine kurulan Gümüşlük Beldesi bu anlamda önemli bir görev üstlenmiştir.
Nitekim, Ege sahillerinde ilk önce Ayvalık Bölgesinde bilahare Datça’da faaliyete geçen yaz müzik okullarına 2006 yılında Eklisia yaz müzik okuluda katılmıştır.

Ancak, Gümüşlükteki bu etkinliğin diğerlerinden farkı yaz müzik okuluna ilaveten Uluslararası Klasik Müzik Festivalinin de gerçekleştirilmekte olmasıdır.

Festivalin gerçekleştirileceği Eklisia Kilisesi yarım asırı gecen tarihi ile bu anlamda İstanbul’da ki Aya İrini Kilisesinin Bodrumdaki işlevini üstlenmiştir. Bu bakımdan Bodrumlular ve Bodruma gönül veren müzik severler tarafından bu festival desteklenmeli amacına ulaşması için maddi ve manevi destek verilmelidir.
Festivalin beş yıllık geçmişinde, festivale katılan sanatçılar, düzenlenen festival programı ve müzik bilgisi yüksek seyirci kitlesi ile müzik hayatımıza anlamlı bir katkı sağlamıştır.

Kuşkusuz, ciddi bir müzik olayı olan bu festivali salt bir dinleti vasıtası olarak görmek mümkün değildir. Çünkü bu festivalde yaşatılan müzik, kültürümüzün içinde özel bir yer işgal eder. Çünkü, müzik kendine özgü değerleri ile neyin iyi, neyin kötü, neyin yanlış olduğunu belirleyen duygularımıza yön ve istikamet verir. Bu işlevi ile dünyayı ve kendimizi tanımamıza yardımcı olur. Bilindiği gibi müzik sesle düşünme sanatıdır. Diğer taraftan kuşaklar ve ülkeler arasında bir dayanışma bağı oluşturur. Bu yönü ile farklı görüşlerin ortak bir zeminde buluşmasını, hoş görü iklimi yaratarak şiddetten uzak ortak değerler yaratılmasına yardımcı olur. Kuşkusuz, günümüzde en önemli problemlerden biride refah toplumdaki insanların mutsuzluğu ve duyarsızlığıdır. Çünkü modern toplum bireysellik anlayışını geliştirerek kişiyi toplumdan soyutlamıştır. Bu nedenle, müziğin paylaştıran ve birleştiren özelliklerinden azami bir şekilde istifa ederek, toplumsal uzlaşı ve huzura katkı sağlamaya çalışmalıyız. Söz konusu festivalin bu anlamda da ciddi bir katkısı olmuş ve olmaya devam etmektedir

Bu kısa açıklamadan sonra 2005 yılından itibaren bu festivale katkı veren sanatçıları hatırlamak kanaatimce anlamlı bir vefa borcudur.

2005 yılında Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivaline iştirak eden sanatçılar;

Berak Dyer (Londra), Piyano

Gülsin Onay (İstanbul), Piyano

Jonathon Aner/ Shirley Brill (İsrail), Klar/ Piyano

Başar Can Kıvrak (Ankara), Piyano

Efe Baltacıgil (Ankara), Çello

Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali 2006 yılında da çok önemli sanatçıları sanatseverler ile buluşturmuştur. Bu değerli sanatçılar;

David Dolan (Londra), Piyano

Gülsin Onay ve Başkent Üniversitesi

Orkestra Akademik Başkent

Nana Jashvili ve Eren Leventoğlu, Keman/Piyano

Mehmet Sami Öztop (gümüşlük), Çello

Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali 2007 yılında geçmiş yıllara göre daha kapsamlı bir program ile kültür hayatımıza katkı sunmuştur. Bu yıl festivale iştirak eden sanatçılar;

Ilya İtin (Rusya), Piyano

Alma String Quartet (Almanya)

Guy Ben Ziony (İsrail), Viyola

Christopher Strokes (İngiltere) Piyano

Gülsin Onay/ World Youth Orchestra-Dünya Gençlik Orkestrası

Şef: Işın Metin- Bodrum Antik Tiyatro

Kemal Gekiç (Hırvatistan), Piyano

Valery Oistrakh (Avusturya), Keman

Eren Levendoğlu (Türkiye), Piyano

Franceso Libetta (İtalya), Piyano

Ege Trio ( Türkiye)


Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivali 2008 yılında Bodrumlularla buluşturduğu sanatçıları da hatırlatmakta yarar görüyorum. Bu sanatçılar;

Daniel Gortler (İsrail), Piyano

Ruşen Güneş/ Eren Levendoğlu, (Türkiye), Viyola/Piyona

Gülşen Tatu/Christopher Strokes, Flüt/Piyano

Kemal Gekiç (Hırvatistan), Piyano

Ege Trio (Türkiye)

Hakan Şensoy/Özgür Ünaldı (Türkiye), Keman/Piyano

Stephen Gutman (İngiltere), Piyano

Gülsin Onay (Türkiye), Piyano


Bu yılki festival; 12 Temmuz tarihinde başlayıp, 31 Ağustos tarihine kadar devam ederek, altı haftadan uzun sürecektir. Festivalin ana konserleri, Eklisia Yaz Okulu süresince, ortalama haftada iki konser olarak gerçekleşecektir. Eklisia Yaz Okulu da bu yıl yaklaşık 75 katılımcı ile her gün masterclass çalışmaları ve her akşam katılımcıların sanatçılarla birlikte sahne alacakları, halka açık ücretsiz konserlerle gerçekleşecektir. 2009, yılında, ilk kez, Gümüşlük Festivali kapsamında iki konser Bodrum Kale’de verilecektir. Bunlardan ilki, 12 Temmuz’da, festivalin açılış konserleri olan Devlet Sanatçımız Sn. Gülsin Onay’ın Bilkent Senfoni Orkestrası ile vereceği konser olacaktır.

31 Ağustos’ta, heyecan verici bir Tango müziği programı, Miam,’den iki konuk sanatçı – Hırvat piyanist Misha Dacic ve Arjantinli bandonen sanatçısı Hector Del Curto tarafından gerçekleştirilecektir.






Festivalin bu yılki diğer konuk sanatçıları:

Emre Elivar (Türkiye) – Piyano

Aleksander Madzar (Sırbistan) Piyano

Şirin Pancaroğlu (Türkiye) Arp

Gülşen Tatu (Türkiye) Flüt

David Pavlovits (Macaristan) Gitar

Soner Egesel (Türkiye) Gitar

Cihat Aşkın (Türkiye) Keman

Alexandar Baillie (Almanya) Viyolonsel

Bodrum Kale’deki konserler dışında tüm konserler Gümüşlük Eklisia’da gerçekleşecektir.


Altıncı yılını idrak ettiğimiz Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivalinin bu seneki etkinliği ile çok ciddi bir atılım gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Gelecekte de daha büyük başarılar ile kültür hayatımıza önemli katkılar sağlayacağına olan inancımızı özellikle belirtmek isterim.

Bu anlamlı sanat ve kültür hareketini gerçekleştiren festivalin sanat danışması Devlet sanatçısı Sn. Gülsin Onay ve ciddi maddi imkânsızlıklar içinde bu sanat ve kültür meşalesini ayakta tutmaya çalışan Sn. Eren Leventoğlu’na teşekkür borçluyuz.

Kuşkusuz bu etkinliği anlamlı kılan entelektüel seviyesi yüksek seyirciye de şükranlarımızı sunuyoruz.

Ancak bu festivalin bugünkü seviyeye ulaşmasına ciddi destek veren Bodrum Kaymakamı Sayın Abdullah Kalkan’a sanatseverler adına teşekkürü borç bilirim.

Bilindiği gibi bu festivalin asıl amacı; Gümüşlük’te bir müzik akademisi açılmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için öncelikle; içinde işitme ve görsel ve metaryalleri de bulunduran bir koleksiyon ile bir referans kütüphanesi oluşturulmalıdır.

Söz konusu kütüphanenin ziyaretçilerin istifadesine sunulması ile bölgede ciddi bir kültür hareketi ile turizme de hizmet imkânı sağlanmış olacaktır.

Uzun vadeli projenin bir parçası olarak zaman içersinde söz konusu okul üniversiteler ve konservatuvarlar ile iş birliği yapabilir, hatta çeşitli ensturmanların yapıldığı önemli bir merkez haline getirilebilir.

Bütün bu hedefler imkân dâhilindedir ve belirli bir zaman içersinde realize edilebilir. Çünkü bu projeyi hayata geçiren insanların yüreklerindeki sanat ve kültür aşkı bütün bunlar için yeterlidir.

Emeği geçen ve katkı sağlayanlara tekrar teşekkür ederim.




AYTAÇ YALMAN



22 Şubat 2011 Salı

GUSTAV MAHLER’İN HAYATI VE ESERLERİ

Gustav Mahler, 1860-1911; 3/4, seated, facing leftWikipediaGustav Mahler 7 Temmuz 1860’da, Bohemya Kalishcte’de dünyaya gelmiş, 18 Mayıs 1911’de Viyana’da ölmüştür. Yahudi asıllı olup besteci ve orkestra şefidir.


On senfonisi ve romantizmin farklı birçok türünü bir araya getiren orkestra eşlikli şarkılarıyla ünlüdür. Ölümünden sonra müziği 50 yıl görmezlikten gelinmiş, ama daha sonra 20. yüzyıl bestecilik tekniklerinin öncülerinden biri olduğu, Arnold Schoenberg, Dmitri Şostakoviç ve Benjamin Britten gibi bestecileri etkilediği kabul edilmiştir.